İştahsız Çocuklar ve Ailelerine…
“Afrika’da bir anne çocuğuna, ‘tabağını bitir’ diye bağırana kadar dünyanın bütün tabaklarını kırmak istiyorum.”
Morgan Freeman
Bazen çok abartabiliyoruz bu yememe durumunu!!! Aşağıdaki satırlar iştahsız bir bebeği olan kızına annesi tarafından yazılmış:
“Aylin, abartıyorsun.
Biz yoklukla büyüdük. Bildiğin yokluk. Yoktu, ne çikolata, ne doğru düzgün sebze, ne balık, ne vitamin şurubu ne şu ne bu… Hiçbirşey yoktu. Çok şükür sağlığımız da zekamızda yerindeydi. Aptal olsak biz olurduk. Bak onca zorluğa rağmen okudum öğretmen oldum. Baban, dayın, arkadaşlarım.
Abartma evladım. Açlıktan ölmeyeceğini çok iyi biliyorsun. Az önce onca şey yedi. Bırak zorlama. Yemezse canı istemiyordur, üzerine gittikçe sarpa saracağını da biliyorsun.
Bırak.” (www.aylinanne.com/annem-dedi-ki-abartm/)
Ben de Zeyneb’in ek gıdaya geçtiği dönemde, ilk çocuk olmasının da etkisi ile çokça heyacanlanmıştım. Okula başlasaydı bu kadar heyacanlanabilirdim sanırım. Bazı arkada
şlarımı bebekleri ek gıdaya geçtiklerinde ellerinde beslenme listeleri ile görünce, doktordaki randevumuz sırasında epey bir beklenti içine girmiştim. Hatta doktorda aynı heyecanı göremeyince bayağ bozulmuştum. Ben konuyu açmasam ek gıda konusuna hiç değinmecek gibiydi. Sonra bana; ” Önce havucu deneyelim, sonra patatesi ekleriz.”, demez mi? “Yemek istemezse zorlamayın, kendinizi de onu da strese sokmayın. Korkmayın ölmez.”, sözleri ile uğurlamıştı.
“Anne-baba sözü, öğretmen sözü, doktor sözü...“ Çocukluğumdan beri bu üç otoritenin sözlerini dinlemeye sadık birisi olarak, doktorun sözlerini emir telakki ettim. Çok panik bir yapım olmasına rağmen nasıl olduysa şu yeme-içme konusunda hiç bir konuda olmadığım kadar rahat davrandım. Lokmalar saymadım, porsiyonlar hesaplamadım. Hele aç çocukları gördükçe bizimkilerin çok bile yediğini farkettim. O yüzden de yukarıdaki sözü çok sevdim!
Editör on Şubat 9th, 2012 | Altında Genel Yazılar, Güzel Söz | Yorum Yok -Bugün Mevlid Kandili…Ne Yapsak Nasıl Yapsak…
Güzelliklere vesile olmasiını diliyor ve daha önce de Yazma Vakti’nde yayınladığım aşağıdaki satırları bir kez daha hatırlara getirmek istiyorum:
“…Yapılacak en güzel şeyin artık kapalı salonlarda Efendimiz’e sonsuz methiyelerin söylendiği, belagat ustalarının, en güzel şekilde kürsülerden seslendiği, camilerde sadece en güzel sesli mevlidhanların kasidelerinin, ilahilerinin okunduğu günlerden çıkmalı.
Bunlar elbette tevarüs ettiğimiz geleneğin güzel yansımaları. Lakin Efendimiz’in cömertliğini işleyen konuşmalar yerine, mahallemizde kimsesiz, yetim, öksüz insanların doyurulması Efendimiz’in mirasına daha çok yakışmaz mı?
Peki Efendimiz’in yaşlılara hürmeti, küçüklere sevgisini anlatan sohbetler yerine, huzurevleri, kimsesiz çocuk yuvaları ziyaret edilse, Efendimiz’in sohbet ve merhamet abidesi olduğu daha iyi anlatılmış olmaz mı?…..”( Kâmil BÜYÜKER’in Söz Ola Dergisi’ndeki bir yazısından.)
Kesinlikle çok daha iyi anlatılmış olunacağına inanıyorum. Uygulama olmadan sadece lafla, ne ne kadar öğretilebilir ya da sevdirilebilir?
Dualar, ibadetler,
anne-baba, eş-dost-akraba aramaları,
cep telefonu mesajları derken yoğun bir trafiğimiz oluyor da “ne kadar verimli oluyor?” diye de düşünmek lâzım…
Her An Her Şey Olabilirken…
Akşam yemeğini yemiş, çayınızın demlenmesini beklerken, akış birden değişir bazen.
Mesela hastanenin birinde bulabilirsiniz kendinizi. Sonra unutuverirsiniz o ana kadar kafanıza takılanları, daha dogrusu taktıklarınızı. Çünkü beterin beteri vardır, bizzat tecrübe etmektesinizdir bunu.
Gelişen olayların hızına ayak uydurmaya çalışırken, yüklendikleriniz fazla gelip nihayet döküleverirler. İyi de olur.
Küçük kazalar, hastalıklar, telaşlar… Aslında hepsi birer mesajlar.
Editör on Ocak 31st, 2012 | Altında Genel Yazılar | Yorum Yok -Öpeyim de geçsin…
Kolay olmasa bile, neyse o zor olan, karşısında bu cümle kadar pozitif durabilseydik.
Çocukken işe yarıyordu, belki hala yarıyordur.
Editör on Ocak 30th, 2012 | Altında Genel Yazılar | Yorum Yok -Duisburg Kitap Fuarı’ndan Kareler…
İnsanın gerçek değeri…
Hz. Mevlânâ’ya göre insan hayâle, düşünceye sığmayacak kadar yüce ve büyüktür.
O der ki:
“İnsanın gerçek değerini söylesem, ben de yanarım dünya da! Fakat ne yazık ki insan değerini bilemedi, kendini ucuza sattı. İnsan aslında çok değerli bir atlas kumaş iken kendini hırkaya yama yaptı.” (Mesnevî, c3, beyt 1000-1001)
Mevlânâ Hazretleri rengi, ırkı, kavmi, kabilesi ne olursa olsun bütün insanlara ehemmiyet veriyordu. Ona göre herkesin canı azîzdi, ölümden ya da fitneden kurtarılması gerekirdi. Nitekim darağacına çekilecek bir Rum gencinin üzerine cübbesini atarak ölümden kurtarmıştı.
Bir başka sefer de semâ meclisine katılmak isteyen bir sarhoşu itip kakarak horlayanlara: “Şarabı o içmiş, lâkin siz sarhoş olmuşsunuz” ifadeleriyle çıkışmış, sarhoşda olsa insanın horlanmaması gerektiğini, çünkü insanın değerli olduğunu ifade etmek istemişti.
(Dr. Murat Kaya, Ebedi Yol Haritası İslam, Erkam Yay.)
Editör on Aralık 17th, 2011 | Altında Genel Yazılar | Yorum Yok -



