Sami Özer’den “Ninni”…

24098Sami Özer… Çok beğenerek dinlediğim isimlerden biri. Bu ninni çok hoşuma gitti. Sözlerine özellikle dikkatinizi çekmek isterim.

Sami Bey’den aldığım bilgiye göre güftenin icindeki bazı kıtalar kendisine ait, geneli ise anonimmiş. Umarım sizler de keyifle dinler ve dinlenirsiniz…Belki de söylersiniz…

Bunu beğendiniz mi? O halde paylaşın:
Editör on Haziran 25th, 2010 | Altında Misafirler | Yorum Yok -

HAYATLA ARAMDAKİ OMBUDSMANA…

aysenuryaziciSa­bah, tom­biş elin ya­na­ğı­nın al­tın­da, oğ­lu­mun oda­sın­da­ki yer ya­ta­ğın­da uyur­ken se­ni sey­ret­tim. Tak­ma diş­le­rin ol­ma­dı­ğın­da çö­kük ve so­murt­muş du­ran çeh­ren­de­ki ço­cuk­su­luk, uy­ku­da ne ka­dar da ma­sum du­ru­yor.

Sen be­nim do­ğur­ma­dı­ğım kü­çük kı­zım­sın, an­ne!..

Ya­şıt­la­rım fink atar­ken, on i­ki ya­şım­da be­ni mut­fa­ğı­na çı­rak yap­tı­ğın­da, her sa­lı cam­la­rı ve ha­lı­la­rı sil­dir­di­ğin­de, tüp gaz ve mar­ga­rin kuy­ru­ğu­na yol­la­dı­ğın­da ne ka­dar kı­zar­dım sa­na!

He­le bay­ram­lar­da ve ka­bul gün­le­rin­de, evin “hiz­met­li­si” ola­rak ge­ti­rip gö­tür­dü­ğüm ik­ram­lar, yı­ka­nıp ağar­tı­lan per­de­ler, ak­la­yıp pak­la­dı­ğım ban­yo­lar ak­lı­ma ge­lin­ce ne ka­dar da­rı­lır­dım sa­na! Bi­le­mez­dim bun­la­rın be­ni “bi­len” ya­pa­ca­ğı­nı.

Pa­zen per­de­li bir göz eve ra­zı olup bir pi­lot­la ev­len­mek için göz­ya­şı dök­tü­ğüm­de, gö­nül ya­ra­mı an­la­ma­dın di­ye de küs­müş­tüm sa­na. Pren­ses­tim gö­zün­de, Kral Fahd’ı bi­le la­yık bul­ma­dı­ğın.

Ya­ram ka­buk tut­tu­ğun­da an­la­dım ne de­mek is­te­di­ği­ni. O bo­yun eğen kal­bin­den, ben da­ra düş­tü­ğüm­de de­mir pen­çe­le­ri­ni çı­kar­dın. Be­ni sı­kan ne var­sa ha­yat­la kav­gam­da, uz­laş­tı­rı­cı ol­dun, kay­naş­tı­rı­cı ol­dun.

Bu­gün, en umut­suz anım­da bi­le, yü­re­ğim­de çır­pı­nan mi­nik bir umut ku­şu­nun ka­nat ses­le­ri var­sa hâ­lâ; se­nin ba­na öğ­ret­ti­ğin “ya­şa­mı gel­di­ği gi­bi ya­şa­mak­tan kork­ma­ma” sa­ye­sin­de­dir.

İn­san­lar be­ni çok kır­dı an­ne!

Bir in­sa­nı eri­ten en kö­tü duy­gu­nun kin ol­du­ğu­nu öğ­ret­ti­ğin­den ve be­ni ko­şul­suz af­fet­ti­ğin­den ol­du bun­lar! Bu yüz­den bil­gi­sa­ya­rı­nı ben­den esir­ge­yen mü­dü­rü­me kı­za­ma­dım. Bu yüz­den hiç­bir şe­yim kal­ma­dı­ğın­da avu­cum­da, kim­se­yi suç­la­ma­dan her şe­ye baş­tan baş­la­ya­bil­dim kaç kez!..

“Yaş al­ma­nın” bü­yü­mek ol­ma­dı­ğı­nı, çok dos­tun “zen­gin­lik” ol­du­ğu­nu, hoş­gö­rü­nün ezil­mek de­mek ol­ma­dı­ğı­nı yü­re­ği­min ana­ya­sa­sı hâ­li­ne ge­ti­ren de sen­sin.

Bu­nun için öğ­ren­ci­li­ğim­de lo­kan­ta­da ça­lı­şır­ken de yü­re­ğim ko­ca­man­dı, en iyi spi­ker ödü­lü­nü al­dı­ğım­da da.

Di­kiş öğ­re­nin­ce­ye ka­dar ku­maş­la­rı­nı mah­vet­ti­ğim için, er­gen­lik ça­ğım­da “ben ki­mim” bu­na­lı­mın­da çok kal­dı­ğım için, eme­ği­min kar­şı­lı­ğı­nı ala­ma­dı­ğı­mı dü­şü­nüp ak­si­leş­ti­ğim için, “Ço­cu­ğu­mu iyi ye­tiş­ti­ri­yor mu­yum?” kay­gı­la­rım­la se­ni bu­nalt­tı­ğım için, ba­ca­ğım tut­ma­yıp ya­ta­ğa ça­kıl­dı­ğım­da se­ni ca­nın­dan bez­dir­di­ğim için, se­nin ka­dar güç­lü ve ka­bul­le­ni­ci ola­ma­dı­ğım için be­ni af­fe­der mi­sin?

Be­ni, ha­ya­tın gü­zel ol­du­ğu­na ve ola­ca­ğı­na ik­na et­me­ye ça­lış­tı­ğın için sa­na te­şek­kür et­sem çok ya­van ka­la­cak bi­li­yo­rum!

“Bil­ge ölür­sem mut­lu ola­ca­ğım,” de­rim ya hep ana­cı­ğım, bil ki öğ­ret­tik­le­rin­le bil­ge öle­ce­ğim. De­ter­jan­dan kı­tır kı­tır ol­muş mü­ba­rek el­le­ri­ni ya­na­ğı­ma ko­yup göz­le­ri­mi ka­pa­dı­ğım­da hu­zur do­lu­yo­rum.

Ana­lar gü­nün kut­lu ol­sun ana­cı­ğım!..

Ayşenur Yazıcı’nın Ekmek Arası Hayat adlı kitabından alıntıdır…
Mailiniz ve bu hoş yazı için teşekkürler Ayşenur Hanım!

 

Bunu beğendiniz mi? O halde paylaşın:
Editör on Mayıs 9th, 2010 | Altında Misafirler | Yorum Yok -

Misafirim var; Zekâi Tunca…

zekaituncaYediden yetmişe herkesin severek dinlediği, şarkıları ve güzel sesi ile kalplerimizde ayrı bir yeri olan bir Türk Sanat Musikisi sanatçısı misafirim. İsmi anıldığında, alışıla gelmişin tersine, hiçbir olumsuz haber ya da olayın akıllarımıza gelmediği, sevgimizin, saygımızın haklı sahibi Sayın Zekâi Tunca. 

Unutulmaz bestelerinin çoğunun sözleri kendisine ait. Bu çok özel, anlamlı şiirler, kendilerinin güzel sesi ve yorumuyla buluştuğunda ruhların dinlenmemesi mümkün mü?

Bu arada 2004 yılında yapılan ve son yılların en geniş kapsamlı yarışması olan “TRT Alaturka Beste Yarışması”nda almış olduğu birincilik ödülünden bahsetmemek olmaz. İki bin yedi yüz otuz yedi eser arasında güftesi de kendisine ait olan “Ben Sende Yaradanı Sevdim” adlı bestesi birincilik ödülüne layık görüldü. Velhasıl, O’nu keyifle dinliyoruz, başarılarıyla gurur duyuyoruz ve çok sevdiğimiz için daha yakından tanımak istiyoruz.

1. Daha önceki röportajlarınızın birinde, müziğe olan ilginizin daha ilkokul sıralarında başladığını okumuştum. Peki, Türk Sanat Musikisi’ni tercih edişiniz nasıl oldu, anlatır mısınız? Sizi destekleyenler oldu mu?

Z.T. : Türk Sanat Müziği olgunluk ve doyuruculuk bakımından, türler arasında ileri bir aşama olduğu için, birçok türde dinleyip söyledikten sonra ulaştığım ve kendimi bulabildiğim, ifade edebildiğim tür olarak, ben seçmeden beni seçen ve saran müziktir. Profosyonellikte getirisi, medyada yeri azdır. Yani ”bunda ekmek var” diye seçmiş değilim.

Bu aşamalara gelişimde, çocukluğumda Türkiye Radyo Postalarından Ankara Radyosu’ndan başka radyo dinleme şansımın olmayışının, o radyoda (Bu arada İstanbul ve İzmir Radyoları’nda) yapılan, denetimli, sanatsal ve akademik yayınların büyük katkısı olmuştur.

Genelleyecek olursak, özel televizyon ve radyolar öncesi kuşağının ortak beğenisi  ve ufku öyle oluşmuştur.  

Çevremin şarkı söylemeye teşvikinden başka, merhum Hikmet Taşan, Dr.Recai Özdil, Erol Sayan, Yıldırım Gürses çevresinden bir şeyler kapma gayretimin dışında, köklü bir destek gördüğüm söylenemez.

 2. Ailenizde müzikle ilgilenen tek kişi Siz misiniz?

Z.T. : Ailem tamamen müziğin dışında olduğu gibi, müzik dersinin bulunmadığı mesleki teknik okullarda okudum hep. 

3. Bize Türk Sanat Musikisi’nin tam olarak bir tanımını yapar mısınız? Ekranlarda izlediğimiz programlar, Türk Sanat Musikisi adı altında icra edilenler ya da Türk Sanat Musikisi sanatçısı olarak kendilerini tanıtanlar, özellikle de yani nesli düşünecek olursak, sanki biraz kafa karıştırıyor. Siz ne dersiniz?

Z.T. : Türk Sanat Müziği adı, bu müziğin kuralsal ve sistemsel yapısından gelir. Bu kurallar ve sistem, Batı Sanat müziğine paralel olarak bizde de yüz yıllar içinde oluşmuştur. Olmazsa olmazları vardır. İcra etmek için de, dinlemek için de, eğitim ve olgunluk ister(di) .Özel radyo ve televizyonların sistem ve kural zorunluluğu olmayan, her türlü müziğin, rekabetle yayını yarışında, özellikle gençlerin, çocukların kolayca algılayacağı ve tüketeceği bir market müziği ortamı, kendi sanatcısını(!) yaratmıştır. Bu arada temeli Türk Halk ve Sanat Müziği olan, bir müzik çeşidi bolluğunda, isim ve kavram kargaşası yaşanmakta. Tabi ki sanatcı kavramı kargaşası da.

En hazini de maaşını Halk ve Sanat müziği sanatcısı kadrosundan alan, memur sanatcı kardeşlerimiz, en göz önünde programlarda, pop, arabesk, fantezi müziklere hizmet etmekteler.

4. “Sanat müziğinde ve halk müziğinde bir edep vardır ” şeklinde bir cümlenizi okumuştum ve çok hoşuma gitmişti. Biraz daha açar mısınız bu cümleyi?

Z.T. : Müzik kanallarını izlerseniz bu fark görülür. Giyimden, kuşamdan, pornoğrafiye kaçan kliplerden, sahnedekilerin bağırış çağırışından, izleyenlerin taşkınlıklarından. Bazı tür müziklerin konserlerinde kavga döğüş, kırıp dökmelerden, tabanca, bıçak, jiletten farkı görürsünüz. Türk Sanat Müziği ortamlarında böyle şeyler göremezsiniz. 

Müziğin türünden, dinleyici profilini, adamın tipinden, davranışından ne tür dinleyeceğini çıkarabilirsiniz. 

5. İleri ki günlerde, Sizi daha fazla televizyonda görme, dinleme şansımız olabilir mi? Gündeminizde olan projelerden bahsetmeniz mümkün mü?

Z.T. : Televizyonlarda olup olmamak bizim seçimimiz değil. Bu büyük ölçüde magazinsel yaşamaya bağlı. Bazı kültür ve sanat hassasiyeti olan televizyonlarda, ortalama haftada iki kez gözüktüğüm halde, sokakta vatandaş,”müziği niçin bıraktınız” diye sorabiliyor. O da haklı, karşımızda onlarca dizi, yemek programı, evlendirme programı, yarışma var tabi.

Pek proje adamı değilim, yönümü genelde duygularım çiziyor. 

6. Geçen zamana baktığınızda, bugün yapmadığınıza pişman olduğunuz bir şey var mı?

Z.T. :  Israrlara rağmen yapmadığıma sevindiğim şeyler var; TRT den ayrılıp, serbest müzik piyasasına (Kurtlar sofrasına) atlamamak gibi. Satmak adına, göğsümü kabartmayacak ticari prodüksiyonlar yapmamak gibi. 

 7. Bir gününüz nasıl geçer? Ne kadar çalışırsınız? Uykuya ne kadar zaman ayırırsınız? Televizyonun bu tablodaki yeri nasıldır?

 Z.T. : Günlük bir hayat şablonum yok, çok yer değiştirmekten dolayı. Uykum, geceli gündüzlü yolculuklara, programlara bağlı. Radyo, Tv, sahne programlarının belli bir düzeni yoktur.

 8. “Hayat” desem, hakkında neler söylersiniz?

 Z.T. : Hayat: hak olduğu kadar görevdir de. Hem iyi bir şeyler bırakmak için, hem güzel ve onurlu yaşamak için, ziyan edilemeyecek kadar değerli.

 

 

 

 

 

 

 

 

-

 

 

Bunu beğendiniz mi? O halde paylaşın:
Editör on Nisan 17th, 2010 | Altında Misafirler | 5 Comments -

İbrahim Ünal

İbrahim Ünal kimdir? ibrahimunal1945 yılında Muğla’nın Fethiye kazasına bağlı Seki kasabasında doğdu. 1969 yılında İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nü bitirdi. Afyon, Nazilli ve Ankara Merkez İmam Hatip Liselerinde meslek dersleri öğretmenliği, Nazilli Merkez Ortaokulu ve Ankara Atatürk Lisesi’nde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği yaptı. Manisa-Demirci İmam Hatip Lisesi Müdürlüğü, Talim ve Terbiye Kurulu Uzmanlığı, Orta Öğretim Genel Müdür Yardımcılığı ile Bakanlık Müşavirliği görevlerinde bulundu. 1992’den Kasım 2000’e kadar Eğitimciler Birliği Vakfı Genel Başkanlığını yürüttü. 1998 yılında öğretmenlikten emekli oldu. Çeşitli gazete ve dergilerde makale ve incelemeleri yayınlandı. Türkiye Millî Kültür Vakfı’nın “Televizyonun Millî Kültüre Tesirleri” isimli araştırma yarışmasında ikincilik, Yeni Asya Gazetesi’nin “Cumhuriyet Devrinde Millî Eğitim” ve “Dünyada ve Türkiye’de Irkçılık” konularında açtığı inceleme yarışmalarında birincilikler kazandı. Ankara’da uydudan yayınını sürdüren Dost FM ve Dost TV’de çocuk eğitimi ve aile üzerine sohbetler yapmaktadır. Evli ve dört çocuk babasıdır. 

Radyo ya da televizyon programlarını dinleyenler bilirler. Sabırla bütün soruları dinleyip, bir baba gibi neler yapılabilir, konuya nasıl bakılabilir anlatır İbrahim Hocamız. Siz de bu değerli sohbetlerden, evlilik, akrabalık ilişkileri, çocuklarımızın eğitimi ve ailevi birçok konuya dair püf noktaları yakalarsınız. 

İbrahim Ünal Hocamız  Yazma Vakti’nin misafiri. Gelin onu daha yakından tanıyalım. İşte kendilerine yönelttiğim sorular ve çok değerli cevapları:

Anne Babanın Çocuğa Yaklaşımı adlı kitabınızı, kızımızı beklediğimiz aylarda, altını çize çize okumuştum. Hala oradan almış olduğum notlara bakarım ebeveynlik sorumluluğumu yürütmeye çalışırken. Kitaplarınızın devamı gelecek mi? 

İ.Ü. : SEDA KIZIM, SAĞLIĞIMIZ YERİNDE OLUP RABBİM İZİN VERDİĞİ ÖLÇÜDE İNŞALLAH KİTAP ÇALIŞMALARIM DEVAM EDECEKTİR. ŞU ANDA “GENÇLERE ÖZEL” KİTABIMI TAMAMLAMAYA ÇALIŞIYORUM. 

Bize biraz kendi ebeveynlerinizden bahseder misiniz? Nasıl bir çocuktunuz? Anne ve babanızla ilgili unutamadığınız bir anınız var mı?

İ.Ü. : BEN DE BİZİM YAŞTAKİLER GİBİ GELENEKLERİN HÂKİM OLDUĞU BİR AİLEDE BÜYÜDÜM. EBEVEYNİMİN FARKI BİLDİĞİ DOĞRULARI UYGULAMAKTAKİ KARALILIĞIYDI. HALA ANNE VE BABAMIN GÖLGELERİNİ YANI BAŞIMDA HİSSEDERİM. YİRMİ YAŞINDAYKEN KIZ OLARAK, İLK EŞİ ÖLMÜŞ BEŞ ÇOCUKLU OTUZLU YAŞLARDAKİ BİR BABAYLA EVLENDİRİLMİŞ ÇİLEKEŞ BİR ANNENİN BEŞİNCİ VE SON ÇOCUĞUYUM.

KÜÇÜK YAŞTAYKEN ÖLDÜĞÜNDEN BABASI “ MÜDERRİS HALİL EFENDİ”Yİ HATILAMASA DA KENDİ ANNESİNDEN ÖĞRENDİKLERİYLE ANNELİK ROLÜNÜ ÇOK GÜZEL OYNAYAN HAYRİYE ÜNAL’IN OĞLU OLMAKLA GURUR DUYUYORUM.

İŞTE BİR ÖRNEK: O ZAMANLAR MİSAFİRLERİN SOFRASINA ÇOCUKLAR OTURMAZDI; AMA BEN DÜNÜR HANIMIN SOFRASINA OTURDUM. MİSAFİRİN YANINDA BANA HİÇ KIZMADI. MİSAFİR GİTTİKTEN SONRA BENİ ÖYLE BİR DURUMDA KOVALADI Kİ YETİŞMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİ. MEZARLIĞA ÇOKTAN YAKLAŞMIŞTIM. GERİ DÖNÜP GİTTİ. BİR MÜDDET SONRA KORKA KORKA EVE DÖNDÜM VE BANA HİÇ BİR ŞEY SÖYLEMEDİ. 

BABAMIN KARALILIĞINI HACCA GİDERKEN SİGARAYI BİRDEN BIRAKMASINDAN ANLAMIŞTIM. YILLARCA TEHECCÜDE KALKIP KUŞLUK VAKTİNE KADAR ÇOĞU DEFA DİZ ÜSTÜ KUR’AN OKUMASI VE DUALARINI YAPMASINA HAYRAN KALMIŞIMDIR. KUL HAKKIYLA ÖLMEYEYİM DİYE ELİNDEKİ MALINI MÜLKÜNÜ İLGİLİLERE DAĞITMASI HERKESE NASİP OLMAZ. 

ONİKİ YAŞINDA KÖYDEN ISPARTA GİBİ ŞEHİRE TAHSİL İÇİN GİDİNCE ADETA KİŞİLİĞİMİ TESPİT ETTİM. SPORLA VE SOSYAL KONULARLA İLGİLENMESEM DE OKUMAYA MEYLİM O ZAMAN ORTAYA ÇIKMIŞTI. TOPLUMDAN KOPMADAN OKUMAYA BUGÜN DE DEVAM EDİYORUM. 

PROGRAMLAR YAPMAMA VE KİTAPLAR YAZMAMA RAĞMEN ÇOCUK TERBİYESİNDEKİ UYGULAMADA, ALFABEDEN ANCAK A VE B’Yİ BİLEN ANNEME YETİŞEMEDİM. BABAM EVDE OLSUN OLMASIN, ONUN OTORİTESİNİ ETRAFIMIZDA DOLANDIRDI ANNEM. HİÇ DÖVMEDİ; AMA DÖVEBİLİR KORKUSU YAŞATTI BİZE. ANNE TARAFINDAN SÜLALEMİZ, TAHSİLLİSİ – TAHSİLSİZİ İLE BİR TİYATRO EKİBİ KURABİLECEK KABİLİYETTEDİR. ŞU ANDA DA SAHNELERDE PROFOSYONEL OYUNCULAR BULUNMAKTADIR. 

Bazen sabırlı olamıyoruz, ya da her zaman sıkılmadan çocuğumuzla oyun oynayamıyoruz, defalarca bazı konuları izah edemiyoruz. Kısacası insanız sonuçta. Her anımız bir olamıyor. Bir ebeveyn olarak mükemmel olmaya çalışmak mıdır doğru olan? Yapmamız gereken nedir?  

İ.Ü. : MÜKEMMELİYETÇİ EBEVEYN HEM KENDİSİNE HEM DE ÇOCUKLARINA EZİYET EDER. İNSAN, HER ZAMAN DENGEDE OLMAYABİLİR, BAZAN SABIRSIZDIR. BAZAN BAŞKA HATA YAPAR. ÖNEMLİ OLAN, HATANIN FARKEDİLMESİ VE DÜZELTLMEYE ÇALIŞILMASIDIR. GEREKİRSE ÇOCUKLARDAN ÖZÜR DİLEMELİDİR. ÇOCUKLARIN DAVRANIŞLARI VE HATALARININ DÜZELTİLMESİ UZUN VADELİ BİR PLANA YAYILIRSA İKİ TARAFTA SIKINTIYA DÜŞMEZ. 

Evlilik müessesi ile ilgili olarak, genelde ilk aylar için kullanılan çokça duyduğumuz bir tabir var; “cicim ayları”. Hocam, ben evliliğin ilk aylarının cicim ayları olduğunu düşünmüyorum. Onlar, bence evliliğin en zor ayları. Birincisi, ev halkımızdan ayrılmanın verdiği bir burukluk vardır içimizde. İkincisi; tanıdığınızı zannettiğiniz bir insanla geceli gündüzlü aynı evi paylaşmamız söz konusu ki bu da tam anlamıyla asıl maceranın yeni başlıyor olması demek. Yeni yeni huylarımızı göreceğiz karşılıklı olarak. Yeni sorumluluklar, yeni akrabalarımızla yürüteceğimiz ilişkiler… Karamsar bir tablo çizmek için söylemiyorum ama bence biraz yol aldıktan sonra evlilik hayatı daha keyifli oluyor o ilk zamanlara göre. Tabii bu benim görüşüm. Siz bu konuda neler söylersiniz?

İ.Ü. : “CİCİM AYLARI” YERİNE “CİCİM GÜNLERİ” VEYA “CİCİM SAATLERİ” DEMEK SANKİ DAHA UYGUN. ÇÜNKÜ EVLİLİKTEN BEKLENTİLER ÇOK FAZLA OLUYOR. SORUMLULUK İSE İKİ KAT ARTIYOR. HÂLBUKİ EVLİLİKTE NELERLE KARŞILAŞILABİLECEĞİ BİLİNSE İNSAN HAZIRLIKLI OLUR. GENÇLER BUNU DÜŞÜNEMİYOR; CİNSEL BEKLENTİLER VE DUYGUSAL HEVESLER GALEBE ÇALIYOR. ÇEVREDEKİ İNSANLARIN HAYATLARINA ÇOK MÜDAHELESİ “EVLİLİK AŞINA” ZEHİR KATIYOR. KARAMSAR OLMAYA GEREK YOK; HAYAT BU. EVLİLİKLE İLGİLİ HER PROBLEMİN ÇÖZÜMÜ VAR. YAPILMASI GEREKEN DÜĞÜMÜN NEREDEN ÇÖZÜLMESİ GEREKTİĞİNİ BİLMEK. 

Kayınvalide ve gelinler arasında yaşanan sorunlar öğrendik ki yüzyıllar öncesinden gelen bir konu. Bundan 4 bin yıl önce yaşayan genç bir kadının, kocasına gönderdiği: “Annenden çok çekiyorum. Bir an önce dön ve beni bu kadından kurtar” diye seslendiği bir çivi yazılı mektup bulunmuş. İnsanın bir kere adı çıkmaya görsün derler ya, kayınvalidelerin de bir kere adı çıkmış, kurunun yanında yaş da yanıyor. Bir haksızlık var ortada, kötü zan var. Hatta bazen onları hiç tanımadan esir olunan ön yargılar var. Sizin bu konu hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

İ.Ü. : İNSANLIK TARİHİ BOYUNCA VAR OLAN SIKINTILAR GELECEKTE DE OLACAKTIR. GELİN KAYNANA SÜRTÜŞMESİNİN ÖNE ÇIKMASININ SEBEBİ, HEMCİNSLERİN BİRARADA YAŞAMASINDAN KAYNAKLANMAKTADIR. DURUMUN ABARTILMASI , “ELKIZININ” AİLEYE KATILMASINDANDIR. YOKSA ANNE – KIZ VEYA KIZ KARDEŞLERİN ÇEKİŞMELERİ DE KÜÇÜMSENEMEZ. ASKERDE ÇOK DAYAN YİYEN ERLER, USTALAŞINCA ACEMİLERİ DÖVERLER. KAYINVALİDELERİN ÇOĞU DA ÖĞRENDİKLERİNİ YAPARLAR. TOPLUMDA CEHALET OLDUĞU SÜRECE İNSAN HAKLARINA DİKKAT EDİLMEDİKÇE GÜÇLÜLER ZAYIFLARI EZECEKTİR. ÇÜNKÜ EZİLENLER, EZERELER. EZMEMEK KADAR EZİLMEME DE ÖĞRENİLMELİ.

Kayınvalide-damat ilişkilerinde de bazen problemler olmasına rağmen, gelinler ve kayınvalideler birinciliği elden bırakmıyorlar galiba. Ne dersiniz?

İ.Ü. : ERKEK DIŞ HAYATLA DAHA İLGİLİ OLDUĞUNDAN KAYIVALİDE – GELİN SÜRTÜŞMESİ DAHA DİKKAT ÇEKİYOR. NE DE OLSA ERKEK KENDİSİNİ EZDİRMİYOR. BİZ SADECE KAYINVALİDELERİ SUÇLAYAMAYIZ; BAZI GELİN HANIMLAR BİLDİK KAYINVALİDELERİ ARATIYORLAR.

Hocam, sadece evlilik hayatımıza ya da evimizin içine bakıyoruz, her şey yolunda gidiyor mu diye. Ama genel anlamda her yerde ve her zaman, tutum ve davranışlarımızın Rabbimizin hoşuna gidecek şekilde olması gerekli yani bunun için çabalamalıyız mümkün olduğunca. Biraz da görüş açımızı daralttığımız için yaşanıyor belki de birçok sorun. Bir gelin, bir damat, bir kayınvalide, bir görümce..vs olduğumuzdan çok Allah’ın bir kulu olduğumuzu unutmamız olabilir mi problemlerin  bir sebebi de?

İ.Ü. : SIKINTILAR RABBİMİZ VE ONUN ELÇİLERİNE KULAK VERMEYİŞİMİZDEN KAYNAKLANIYOR. BAZEN İNSANIN TEK BAŞINA DİKKATLİ OLMASI DA YETMEYEBİLİYOR. BİR DE DÜNYADA EKSİKSİZ MUTLULUK BEKLENTİMİZ OLABİLİYOR. EBEDİ BİR HAYATIN BAŞLANGICINDA OLDUĞUMUZU UNUTUYORUZ İMTİHANDAYIZ; HEPİMİZİN SORUNLARI FARKLI .”BU DA GEÇER!” DİYEBİLMELİ, GEÇMEZSE “ NASIL OLSA DÜNYA GEÇİCİ.” DİYEREK RAHATLAMASINI BİLMELİYİZ. 

Çok teşekkür ederim değerli zamanınızı ayırıp, sorularımı cevapladığınız için. Son söz sizin. 

RABBİMİZE KULLUĞUMUZUN YANINDA, BİZİM DİNİMİZDE, İNSANLARLA İLİŞKİLERİMİZ ÖNEMLİ BİR YER TUTAR. DİNİMİZİN KURALLARINA GÖRE HAREKET EDERSEK, DÜNYADA SIKINTILARIMIZ DA OLSA MUTLULUĞU YAKALAMAMIZ MÜMKÜN OLACAKTIR.

SİZLERE ÇALIŞMALARINIZDA BAŞARILAR DİLİYORUM. ALLAH’A EMANET OLUN. SELAM VE DUALARIMLA…

Bunu beğendiniz mi? O halde paylaşın:
Editör on Mart 7th, 2010 | Altında Misafirler | 6 Comments -